
“SAĞLIKLI BİR DENETİM MEKANİZMASINA İHTİYAÇ VAR”
ETK Kablo A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Bertan Birkan ile kablo sektörü üzerine bir röportaj yaptık. ETK Kablonun yanı sıra kablo sektörü, yaşanılan sıkıntılar, ihracat ve sektöre dair önümüzdeki döneme ilişkin öngörülerini aldığımız Birkan, sektörde sağlıklı bir denetleme mekanizmasının olmadığını söyledi.
Kısaca ETK Kablodan bahsedebilir misiniz?
ETK Kablo 1979 yılında telekomünikasyon kabloları üretmek üzere kuruldu. İlk kurulduğu tarihlerde sadece belirli bir çift sayısına kadar yağsız telefon kablosu üreten ETK Kablo, 1996 yılında Yılma Şirketler Grubu tarafından satın alındı ve şuandaki yeri olan Samandıra-Kartal’daki yaklaşık 50,000m2’lik yeni adresine taşındı. Bu tarih itibari ile tüm teknolojisi yenilendi. Nokia izole hatları, full otomatik CNS makineler, Rosendahl fiber tüp hattı ve tüm test ekipmanları yurt dışından getirildi. Şuanda tesisimizde 2400 çift sayısına kadar bakır telefon kablosu üretimi ve 289 optik fiber sayısına kadar fiber kablo üretimi sürmektedir. Fiber hattımızın önümüzdeki ay içerisinde upgrade işlemi tamamlanacak ve hızı (dolayısı ile üretim kapasitesi) yaklaşık 2 katına çıkartılacaktır.ETK Kablo, kısaca zayıf akım telekomünikasyon kabloları üreten bir firmadır. Grubumuzun diğer şirketlerinden olan Yılmaz İnşaat, ETK Girişim Ortaklığı da yine telekom sektörü ile ilgili,Türk Telekom’a şebeke inşaatı yapan şirketlerdir.
Grubumuzun başlangıç noktası bu sektöre giriş noktası, Türk Telekom müteahhitliğidir. 30-35 sene evvele dayanıyor mazisi. Şirketimiz şuanda 55 ülkeye devamlılık arzeden ihracat yapmaktadır; yani bu 55 ülkede bizim distribütörlerimiz ya da sürekli çalıştığımız proje firmalarımız var. Bir ülkeye yılar evvel, bir defaya mahsus olmak üzere 3-5 bin dolarlık bir ihracat yapılmış ise biz bunu ihracat olarak saymıyoruz. Çünkü o spesifik bir proje için yapılmış bir tedariktir. Yurt içinde de lokal pazarda bayilik sistemiyle çalışıyoruz.Bayilerimize sağladığımız şöyle bir avantaj var; biz projelerimizde hiçbir zaman Türk Telekom ve çok büyük ihaleler haricindeki ihale veya projelere kendimiz teklif vermeyiz. Hep bayilerimiz üzerinden çalışırız. Bayilerimizin de sadece bizim ürünlerimizi temsil eden ve bizim ürünlerimizi satan bayiler olmasına dikkat ediyoruz. O şekilde çalışabilecek firmaları seçmeye özen gösteriyoruz ve o firmalara da hem yetki veriyoruz hem de diğer üret,c, firmalar ile herhangi bir proje veya piyasa satışlarında rekabet edebilmelerini sağlayacak fiyat avantajlarını sunuyoruz. Bizim bayilerimize sağladığımız en önemli avantajlardan biri diğer üretici firmalar ile rekabete girebilmeleridir. Sağladığımız ürün kalitesi yüksek –uluslararası standart-lara uygun, tedarik imkanları gelişmiş ve fiyatları cazip olduğu için bayi olarak belirlediğimiz iş ortaklarımız diğer üretici arkadaşlarla her konuda rahatlıkla rekabet edebilmektedirler.
Bu arada, kriz ve ekonomik daralma dinlemeden yatırım yapmaya devam ediyoruz; yıllık 12 bin km/48 fiberli optik kablo üretim kapasitemizi 1 ay içerisinde 20 bin kilometreye çıkartmış olacağız. 4-4.5 milyon tel kilometre ortalama bakır kablo üretim kapasitemiz var. Samandıra’da yaklaşık 50 dönüm bir arazi üzerine kurulu fabrikamız ve 12 bin m2 kapalı alanımız ve 170 çalışanımız ve daha önce belirttiğim tüm özelliklerimiz ile Türkiye’nin telekomünikasyon ve kablo üretim sektörlerinin lokomotif firmalarından biriyiz.
Bu 55 ülkenin dağılımı konusunda bilgi verebilir misiniz?
Biz Amerika’ya da ihracat yapıyoruz. Kentucky ve Miami’de Anixter’in depolarını kullanmak suretiyle stok tutuyorduk 1 sene evvele kadar. Şuanda bu bölgede sadece proje siparişleri bazında çalışıyoruz. Gerek Güney gerek Kuzey Amerika’da satışlarımız var. Türki cumhuriyetler ve Avrupa önemli pazarlarımız arasında. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri var. Yani oldukça geniş bir coğrafyaya hitap ediyoruz. Amerika’nın dışında diğer pazarlarımız nakliye açısından zorluk çekmeyerek daha kısa zamanda daha çok mal verebileceğimiz ülkeler. Biz yurt dışında pek çok yerde Türkiye’de olduğumuzdan daha çok tanınan bir firmayız. Bunu biraz da biz istedik ve ilk baştan planladık. Biz yurt içi pazarında rekabetin fazla, fiyatların (standart dışı üretimler ile kıyasladığımız için) aşırı düşük olması, hem de kaliteye çok önem verilmemesi nedeniyle yurt dışı pazarını daha çok önemsedik hep. Son 1-2 yıldır yurt içinde düzenlenen fuarlara da katılmaya ve dergilere reklamlar vermeye ve bunun gibi tanıtım faaliyetlerine başladık.
Türkiye’de kablo sektörü nerede duruyor? Yaşanan sorunlardan bahsedebilir misiniz?
Türkiye’de kablo sektörü aslında çok iyi bir yerde. Öncelikle çok yüksek bir kurulu kapasite var. Bunun yanında geçmiş dönemde teknolojiye yapılmış büyük yatırımlar var. Kablo imalatı ve testleri konusunda bilgi birikim seviyesi çok yüksek yetişmiş personel yani know-how var. En önemli handikap Türkiye’de bir çok sektörde olduğu gibi bunların bir kısmı maalesef bilinçli/bilinçsiz yapılmış yatırımlar. Bizde yatırım konusunda çok fazla devlet yönlendirmesi yok. Türkiye’de kablo sektöründeki arz oranı yurtiçindeki ve hatta çevre ülkelerdeki talebe göre çok yüksek.Geçtiğimiz seneler içinde gerek Telekom’un özelleştirme sürecinde ertelenen yatırımları, gerek yurt dışındaki ve yurt içindeki bir takım ekonomik dalgalanmalar, gerek dolar/euro kuru ve en önemlisi tüm kablo üreticilerini en fazla etkileyen bakırda yaşanan dalgalanmalar, aşırı yükselme veya düşmeler bu tip dalgalanmalara hazırlıklı olamayan ve finansman yapısı zayıf olan pek çok şirketin zarar görmesine, maalesef bir kısmının kapanmasına neden oldu. Türkiye de büyük diye tanımlanabilecek birkaç tesisin de ekonomideki son gelişmeler sonucunda maddi veya teknolojik problemler yaşadığını duyuyor, üzülüyoruz. Bir taraftan da bu işe yapmak kolaymış gibi hala bu işe soyunan arkadaşlarımız var. Tabii bu tip girişimciliğin pek azı başarılı olabiliyor. Türkiye’nin kablo sektöründeki kaos ortamı da bu yüzden sürmekte. Yaşanan krizin bizim gibi güçlü ve işini layığı ile uzun senelerdir yapmakta olan firmalar lehine doğuracağı düzen herhalde bu krizden adımıza çıkacak fırsattır diye düşünüyorum. Türkiye’deki kablo sektörünün en büyük problemi standartlara uygun olmayan üretimler ve bu tip ürünlerin ithalatıdır aslında. Kimi zaman bakır kesitleri düşük olan kablolar getirilip satılıyor, tüketici kandırılıyor maalesef. Konu sorunlar olunca laf bitmez…
Bir denetleme sorunu yaşanıyor mu?
Tabii buradaki en büyük sorun bu tip ürünlerin denetlenmemesi. Sağlıklı bir denetim mekanizması olduğu söylenemez. TSE var tabii ki ama bu konuda bence biraz yetersiz kalıyor. Türk standartları Enstitüsü, ürün bazında belgelendirme yapıyor. Maalesef ürünleri TSE’li olup da yine de standartlara uygun hareket etmeyen arkadaşlarımız çıkabiliyor. TSE belgesi olmayıp da ürünün üzerine TSE amblemi basan firmaların bile olduğu kulağımıza geliyor zaman zaman. Biz ETK Kablo olarak Türk Telekom’un ana tedarikçilerinden biri olduğumuz için bizim bütün hammaddelerimiz, üretim süreçlerimiz, teknolojimiz, yan mamullerimiz, mamul üretilinceye kadar Türk Telekom tarafından kontrol altında tutulur ve bunların hepsi bir bir incelenir. Hepsinin raporlarını biz yetkili mercilere vermek durumundayızdır. Bunları resmi olarak açıklamak ve açıklamalarımıza uygun davranmak zorundayız. Bunların incelenmesi yapılır. Kabul heyetleri her hafta fabrikamıza gelir; gerek Türk Telekom’dan gelir gerek yurt dışındaki telekomlardan heyetler gelir ve bizi incelemeye alırlar. İlk önce ürün üretmek için qualifikasyon yaparlar, tamam siz bizim firmamıza ürün üretebilecek noktadasınız derler, sonra ürettiğimiz ürünleri uluslararası normlara uygun ürettiniz mi diye kontrol ederler.
Yurt dışında bir denetleme mekanizması var mı?
Yukarıda bahsettiğim, ülke telekomlarına ait denetleme heyetlerinin haricinde üçüncü parti bağımsız test şirketleri var. Bunlar da özel şirketlerdir. Siz bir satın alma yapıyor iseniz bu işin detaylı teknik özelliklerinden anlamıyor iseniz, sizin adınıza denetleme ve kabulü yapacak güvenilir bağımsız test kuruluşları var. Bazı müşteriler bana ürettiğin kabloyu örneğin BV gibi bir test kuruluşu gelip senin işletmende ya da bağımsız bir yerde incelemeye tabi tutacak der. Bunları da VDE,ANSI/ICEA,MIL gibi uluslararası normlarına göre veya Amerika’nın RUS standartlarına göre incelemeye tabi tutarlar.
Yatırımcılar ve proje firmaları kaliteye dönük yeterli bilince sahip mi?
Evet, büyük projelerde yatırımcı arkadaşlarımız ya bu işi kendileri öğreniyorlar, biliyorlar ya da işi uzmanına bırakıyorlar. Az önce söylediğim gibi biz bu işi bilmeyebiliriz, biz network uzmanı olmayabiliriz, biz bir inşaat şirketiyiz, elektrik-taahhüt grubuyuz diyebiliriz. O zaman bu işin uzmanı olan bir inspection şirketi gelip sizin ürünlerinizi analiz edecek. Bir denetlemeye tabii tutacak ve o şekilde kabul yapacak.tabi ki bu konuda bir bilinçlenme var.Türkiye’de zaten büyük yatırım yapan şirketlerin bu anlamdaki bilinçlenmesi yeni bir şey değil, eskiden beri var. Fakat bahsettiğin büyük inşaat&yatırım şirketlerinin uyguladıkları projeler haricinde, piyasada irili ufaklı münferit pek çok proje oluyor, bu tip daha çok ufak projelere satılan ürün miktarları toplandığında belirli b,r yekun tutuyor. Bu irili ufaklı olan yekunda genelde bazen ürün alıp satan toptancı arkadaşlarımız kimi zaman da nihai tüketici/kullanıcılar da maalesef kaliteye gereken önemi vermiyorlar. Ürün alıp satan arkadaşlarımız nihai tüketicinin de bilinçli olmasından ötürü sadece fiyata endeksli çalışıyor. Çoğu ara satıcı ve burada bir haksız rekabet başlıyor. Toptancı arkadaşlar da, çoğu zaman ithalat yapan şirketlerden bahsediyorum, nihai tüketiciyi bilinçlendirmek yerine kolayı seçiyorlar.
Burada üreticiye neler düşüyor? Kablo derneğinin yaptığı çalışmalar var mı?
Derneğin bildiğim kadarıyla bu konuda çok yoğun bir çalışması yok. Yani daha faal olabilir aslında. Münferit firmaların yapabileceği şeyler kısıtlıdır. Biz zaman zaman fuarlara katılmak suretiyle standımızı açar ve ürünlerimizi tanıtırız. Bu fuarları ziyaret eden firma yetkililerini kısıtlı zaman içerisinde olabildiğince bilgilendirmeye çalışırız ve aradaki kalite farklılıklarından bahsederiz, standartlardan bahsederiz. Zaman zaman toplantılar düzenleriz, bu toplantılarda şirketlerin yetkilileri ve ileri gelenlerini ağırlar onlara bir takım sunumlar yapar bilgiler veririz. Yine de bunlar kısıtlı kalır. Tabi ki kablocular derneği bunu daha faal bir şekilde sürdürmelidir. Fakat böyle bir şey maalesef yok. Şahsen ben şirketim ve ürettiğimiz ürünler adına böyle bir katkı örmüş değilim.
2008 nasıl geçti ve 2009’a dönük öngörüleriniz nelerdir?
2008 bizim açımızdan çok iyi geçti. Biliyorsunuz kriz 2008’de başladı. Amerika’daki “Lehman Brothers” gibi en büyük finans kuruluşlarından birisinin batmasından sonra insanlar farkına vardırlar ama 2008’in 2.yarısından beri bir kriz ortamı vardı. Zaten krizin farkına varan şirketler önlemlerini aldılar ama krizin bu kadar derinleşeceği doğrusu beklenmiyordu. biz kriz ortamında olduğumuzun farkındaydık ve ona göre önlemlerimizi aldık, yatırımlarımızı tamamladık. Yapmamamız gerektiğini düşündüğümüz ama çok da elzem olmayan bazı yatırımları da erteledik. Çünkü zaten altyapı, teknoloji ve kapasitemiz mevcut. 2008 yılında biz bilinçli bir firma olarak ekonominin nabzını tutabildiğimiz için özellikle yurt içi piyasasının ama daha çok yurt dışı pazarlarında araştırmalar yaptığımız için hitap ettiğimiz kitleleri doğru belirleyip onlarla devamlı iletişim halinde kalarak ve onlardan devamlı geri beslemeler alarak sektörün ve yatırımların nereye gittiğini kestirme şansımız oldu. Bu yüzden 2008 bizim için iyi geçti.
2009’dan çok ümitsizim de demek istemiyorum, iyi beklentiler içinde olmak istiyorum. Bu krizin 2009’un son çeyreği itibarıyla bitmiş, atlatılmış olacağını temenni ediyorum. Bu işin profesyonelleri-ekonomistleri dinledikçe işin pek öyle olmayacağını ve çok beklenti içinde olmamak gerektiğini anlıyorum ama… Büyük ihtimalle çoğu şirketin cirosu düşecektir. Bizim bakırdan kaynaklı cirolarımız zaten düşmüş durumda. Bakır 8 bin dolardan 3 bin dolara gerilediği zaman bu doğrudan cironuzu etkiliyor. 1000liraya sattığınız ürünün fiyatı 500 liraya düştü. Bütün emtia fiyatları düştüğü gibi bakır fiyatları da düştü, ama belli bir dönem sonunda yine bütün emtia fiyatları gibi bakır da artacaktır. Fakat bunun ne zaman olacağını kestirebilmek için kahin olmak gerekiyor. Dolayısıyla 2009 yılında ekonomideki canlılık olsun, ürün fiyatları olsun, toparlasa bile eski seviyelerine çıkamayacağını tahmin ediyoruz. Sadece bizim değil bütün metallere bağımlı üretim yapan şirketlerin cirolarında bir düşüş yaşanacaktır. Bizim şuanda yapmaya çalıştığımız, yeni pazarlar bulup ya da bulduğumuz pazarlardaki paylarımızı arttırmak suretiyle bilhassa Uzakdoğu’ya kayan siparişleri almayı sağlayarak, ürettiğimiz ürünün miktarını yükseltmek ve bakır düşüşünden kaynaklanan ciro kaybını bu şekilde telafi etmeye çalışmaktır.
Uzakdoğu pazarını kalite ve standartlar açısından nasıl görüyorsunuz?
Uzakdoğu pazarında, özellikle Çin’de her kaliteden ürün bulabilirisiniz. Kalite, ne kadar ödemek istediğinizle doğru orantılıdır. Yurt içindeki ithalatçı şirketler, sadece Türkiye’deki değil gelişmekte olan tüm ülkelerdeki şirketler, genellikle ucuz malın, kolayın ve kısa zamanda yüksek kazancın peşinde oldukları için ucuzu, düşük kaliteyi almayı ve ithal etmeyi tercih ediyorlar ve bunu da en kolay bulabilecekleri yer Uzakdoğu pazarlarıdır. Uzakdoğu’ya gittiğiniz zaman oradaki üreticiler ya da üretici temsilcileri “hayır” demenin ne olduğunu bilmiyorlar ya da hayır deyip müşteri kaçırmak istemiyorlar. Çok fazla kapasite veya arzları oldukları için, ar-ge harcamaları olmadığı ki hemen hemen ürettikleri ürünlerin tamamı taklittir, teknoloji değil düşük fiyatlı işçilik yoğun çalıştıkları için yüksek kaliteli ürünü yüksek fiyatla satmak yönünde ısrarcı olmaktansa ve müşteri kaçırma riskini almaktansa, ürünün kalitesinden kısıtlamaya gitmeyi tercih ediyorlar. İşin aslı bir bakıma da buna zorunlu bırakılıyor. Neticede bu ülkenin insanı, bu tip ürünlerin kullanıcısı veya standartlara uygun üretimi ile rekabetçisi zarar görmüş oluyor. Bu yüzden bilhassa bu ülkeden yapılan ithalatın çok dikkatli ve ciddi bir şekilde denetlenmesi gerekir devlet kurumları tarafından. Her şeyin belli bir normu ve standardı var. Bu her sektör için geçerli. Uluslar arası belirlenmiş bu norm ve standartlara göre hareket edilmesi gerekir. Bunla birlikte Türkiye haricinde çoğu ülkede, bilhassa Çin ve Uzakdoğu ülkelerinde ihracata devletin vermiş olduğu çok büyük destekler var, Türkiye’de bu destekler olmadığı için haksız rekabete de maruz kalmış oluyoruz. Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye oldu. Bir takım kotalar ve vergiler bu şekilde kalktı. Bu yüzden ihracata yöneldiler ve zaten kendi iç pazarlarında da büyük bir talep var. Oradan kaynaklanan bizim aleyhimize olan gelişmeler var. Global pazarda bu ülke üreticileri ile ettiğimiz rekabet ve verdiğimiz mücadele anlamında söylüyorum. Türk üreticiler olarak bizim aleyhimize olan haksız rekabetin devletimiz tarafından acil giderilmesi gerekir düşüncesindeyim.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Son olarak Türkiye’de bu kadar yüksek kapasite var iken ve yurt içindeki üretici firmaların kapasite kullanım seviyeleri istenilen düzeyde değil. Yanlış yatırımlar sonucu ihtiyaçtan fazla arz doğmuş durumda. Türk milletinin evladı, müteahhidi, sanayicisi bu kadar büyük yatırımlar yapmış, Türkiye’de üretim yapıyor, ihracat yapıyor,istihdam sağlıyor, vergisini veriyor ve devlet bütçesine katkıda bulunuyor iken, gidip yurt dışından kalitesiz, standartlara uygun olmayan,ucuz ürünlerin getirilmesine göz yumulması hem sanayiye hem sanayiciye hem de milletine haksızlık yapmak demektir. Böyle yaparsan teşvik etmen gerektiği yerde demotive etmiş olursun, bu da yatırımı engelleyen faktör haline gelir.
